8 Aralık 2014 Pazartesi

ŞEFİK ÖZCAN

 Aynan Olacağım / I’ll be your mirror

15 Aralık 2014  –  20 Ocak 2015
Açılış : 15 Aralık Pazartesi, 16:00



Lacan'ın imge/simge/gerçeklik üçlemesinde, ‘ayna evresi’, imgesel olarak tanımlanan arkaik dönemin kurucu öğesidir ve  'ben'in kendi başlangıç örgütlenmesini gerçekleştirdiği kişisel tarihe karşılık gelir. Buna göre, ayna imgesinde yansıyan sureti tarafından ele geçirilen bir ilksel ‘ben’ söz konusudur ve bedensel varlığını bütünleme çabasıyla, aynadaki yansıya-surete sarılır ve bu travmatik durumdan ontolojik bir estetik operasyon aracılığıyla kurtulmuş olur.  Paranoid bir manevrayla kazanılan bu ‘sahte bütünlük’ süreci, taklite dayalı bir eylem dizgesiyle örülüdür.
‘Aynan Olacağım’ sergisi, esinini,  1965 ‘te Amerika’da kurulan Rock grubu “The Velvet Underground (Kadife Yer altı)”un  “I’ll be Your Mirror” şarkısından alıyor. ‘Ben’ olanın dilsel varlığını parçalama çabasıyla, söz-imge ilişkisine sarılıyor ve diyalojik bir ‘kavramsal operasyon’a dair olmayı amaçlıyor. Sergide yer alan çalışmaların kavramsal içeriğini, farklı bağlamlarda ele alınabilecek olan ‘yansıtma-temsil- kategorileri oluşturuyor. Bu kategoriler psiko-sosyal yaşantılarımıza dair düşünümlemeleri içerecek şekilde ele alınmıştır ve izleyiciyi  katılımcı bir refleks göstermeye davet eder.  Aynı zamanda söz-imge ekseninde, anlamsal ilişkilerin güncel-mitik karakterine değinmeye çalışıyor ve mevcut yaşantılar ve olasılıklar üzerine bir müzakereye davet ediyor. Şarkının sözlerinin dillendirdiği gibi:
Gecenin zihnini okuduğunu düşündüğün zaman,
İçten şaşkın ve insafsız olduğunda,
Sana kör olduğunu göstermeme izin ver
Lütfen ellerini indir
Çünkü seni görüyorum
Aynan olacağım.

..........................

In Lacan’s trilogy of orders which are the Imaginary, the Symbolic, and the Real, “the mirror stage” is the constituent of the archaic notion, and it corresponds to the stage that “ego” forms the initial structure of subjectivity. According to these facts, it is stated that there is a primary “ego” captured by the reflection of its own on the mirror and it unites with this reflection in an effort to integrate its physical being, and this traumatic situation is resolved by an aesthetic operation that is ontological. This stimulated integration process acquired with a paranoid action is formed with an arrangement of practices based on imitation.
This exhibition titled “I’ll be your mirror” is inspired by the rock band “The Velvet Underground” founded in 1965. It is aimed to create a conceptual operation that is dialogical, and it embodies utterance and image in an effort to destroy the linguistic being of “I”. The conceptual content of the works displayed in the exhibition consists of categories as reflection and representation. These categories are conceptualized in the manner of having our reflexions about psycho-social experiences and they invite the target audience to be a part of the exhibition. Additionally, this exhibition aims to refer current- mythic features of semantic correlations in the context of utterance and image, and invites us to a debate about current knowledge and possibilities like in the song;
When you think the night has seen your mind
That inside you're twisted and unkind
Let me stand to show that you are blind
Please put down your hands
Cause I see you




13 Mayıs 2014 Salı

HAKAN KIRDAR : ANIT ORMANI







12 Mayıs-12 Haziran 2014
Açılış: 12 mayıs 2014, Pazartesi, 17:30

Videoist Mardin’de ki mekanında üçüncü sergisini Hakan Kırdar’ın “Anıt Ormanı” isimli kişisel sergisi ile 12 Mayıs-12 Haziran 2014 tarihleri arasında açıyor. Eşzamanlı olarak Port İzmir 3 Güncel Sanat Trienal’inde sergilenmekte olan Anıt Ormanı yerleştirmesinin bir tekrar niteliğindeki yapıt, iki kent ve sergiyi iletişime sokmayı hedefliyor.
Birbiriyle ilişkili dört işten oluşan yerleştirme, 1922 İzmir yangını ve sonrasında zarar gören bölgenin ağaçlandırılmasıyla zaman içinde bir kent ormanına dönüşen Kültürpark üzerine yoğunlaşıyor.*

Büyük İzmir Yangını'ndan en büyük zararı gören bölge Ermeni İzmirlilerin yaşadığı Ermeni mahallesiydi. 1922'de yanan ve uzun yıllar bir enkaz bölgesi olarak kalan eski Ermeni yerleşim alanı, 1936 yılında, bundan böyle İzmir Fuarı'na evsahipliği yapmak üzere temelleri atılan ve ağaçlandırılmaya başlanan bugünün Kültürpark'ına dönüştürülmüştür.

Kent merkezini geniş ölçüde tahrip eden yangının, o dönemde kentin farklı etnik gruplardan oluşan kozmopolit demografik yapısını altüst ettiği ve bu bağlamda ortak bir değeri paylaşan hemşehriler olarak tüm ‘İzmirliler’ için travmatik bir deneyim olduğu söylenebilir.

Bu noktada sanatçı, kurmayı denediği empatik bağ yardımıyla, yangının yarattığı yıkımın gücüne ve acısına; sonrasında girişilen ağaçlandırma çalışmalarıyla da yaraları sarma ve iyileştirme niyetine dikkat çekmeyi hedefliyor.

Çalışmanın sorguladığı gerçeklikler, ekoloji, doğa, çevre, kent sosyolojisi, tarih, resmi tarih, etnisite, milliyetçilik, emperyal güç, çok kültürlülük, modernite, ulus devlet, iktisat, kalkınma vb. gibi birçok kavramı içermektedir.

Kırdar çalışmasına verdiği ‘Anıt Ormanı’ başlığıyla iki farklı şeyi öne çıkarıyor: Bunlardan ilki 1936 yılında dikilmeye başlanan ağaçların artık daha iyi korunması gereken birer ‘anıt ağaç’ sayılması gerektiği. Diğeri ise bu ağaçların bizler için, istemesek de geçmişi anımsatan sembolik birer anıt olarak algılanması potansiyeli.

Çalışma sürecine ilişkin yazılı ve görsel arşiv “http://anitormani.blogspot.com.tr” adresinden takip edilebilir.

* Ses işi Gökhan Kırdar ile ortak çalışmadır.

///////////////////////////////////////

1. Eski Belgeler
Fotoğraf, dijital baskı, değişik boyutlarda

2. Fotoğraflar
Dijital Baskı, 13 x 18 cm, 12 parça

3. Yer Heykeli
Külle kaplanmış hazır nesneler, 264 x 440 cm

4. Ses Yerleştirme

11 dk.

8 Nisan 2014 Salı

MELİH APA : HEYKELİN VARLIĞI

































MELİH APA : HEYKELİN VARLIĞI

12 Nisan – 07 Mayıs 2014

Açılış : 12 Nisan Cumartesi, 15:00

Videoist Mardin’deki mekanında ikinci sergisini Melih Apa’nın “Heykelin Varlığı” isimli kişisel sergisi ile 12 Nisan- 7 Mayıs 2014 tarihleri arasında açıyor. Melih Apa’nın sergide kurumsallık ve otoritenin değişen yüzünü mercek altında tutan bir adet yerleştirme ile bir adet video çalışması yer alacak.
Bir sanat türünü düşünün. ‘Dışarıdan’ geliyor. Yeni binasına merdivenlerle çıkılan bir kapı ekleniyor. Memurları atanıyor. Matbu evrakları ve mühürü unutulmuyor. Bahçesine bayrağı asılıyor. Bu bayrak 130 yılı aşkın bir süre dalgalanıyor. Bu kurumun meyvalarını hiç kimse evine sokmuyor, o’nun hakkında konuşmuyor, tartışmıyor. Mühürler yıpranıyor, matbu evraklar sararıyor, yeniden yapılıyorlar. Sonunda, meyvalar bir tür adı olarak, sekiz kuşak öteden gelen yasak meyvanın fısıltılarıyla kasalardaki yerini alıyor. 

Kurumun müdürü yönetimini, çalışma prensiplerini, işliklerdeki sistemi sorgulamıyor. Gizli bir formülü uygular gibi 130 yılı aşkın bir süre aynı şeyleri yapıyorlar.
Bir sanat türü düşünün, düşününce sadece göndere çekilmiş bayrağı akla gelen…


Makam, Yerleştirme, 2009



Egemen kültür, Video, 2007



























MELİH APA ,1968, Antalya. 1985-1989 yılları arasında Dokuz Eylül Üniversitesi’nde lisans, 1990 - 2001 yılları arasında da Hacettepe Üniversitesi’nde master ve doktora (sanatta yeterlik) programlarını heykel anasanat dalında tamamlayan Melih Apa 1993 - 2003 tarihleri arasında Diyarbakır Dicle Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak çalıştı. 2003 yılından bu yana Antakya Mustafa Kemal Üniversite’sinde öğretim üyesi olarak çalışan Melih Apa, 2008 yılında doçent oldu.  2006 yılında yurt içi ve yurt dışından 42 sanatçının video, performans, yerleştirme gibi çalışmalarıyla gerçekleştirilen ‘Uluslararası Antakya Çağdaş Sanatlar Buluşması’ etkinliğinin düzenleme kurulu başkanlığını yapan Melih Apa’nın yurt içinde 4 kişisel sergisi ve Devlet Resim Heykel yarışmalarında Resim ve Heykel alanlarında ödülleri bulunmaktadır.

Katıldığı diğer etkinliklerden bazıları şunlardır: [kurgular ve karşı duruşlar, 3. Uluslararası Çanakkale Bienali, 28 Eylül - 03 Kasım, Küratörler: Beral Marda, Fırat Arapoğlu, Seyhan Boztepe, Eski Otogar Binası, Çanakkale], [fasafiso, 26 Nisan - 22 Mayis 2010, Cermodern Sanat Galerisi, Ankara], [ yerolmayan, 03-25 Haziran 2009, Tütün Deposu, Lüleci Hendek Caddesi No:12,Tophane Istanbul], [a77 video günleri, 20-22 Haziran 2008, Saray Cad. Kemancı Cafe meydanı, 2008 Antakya.], [sen n sanıyorsun? Küratör: Mehmet Çeper, Ateşler Eski Hamamı, 2007. Kızıltepe, Mardin], [cinsel tema, Küratör: Mehmet Altıparmak (M.K.Ü. Bahar Şenlikleri kapsamında bir yerleştirme çalışması), İskenderun yolu üzeri, Polis Okulu yanı, 2-6 Mayıs, 2006 Antakya], [sergi dükkanı, Çağdaş Sanat Sergisi, 21 Mart - 15 Nisan, Halikarnassos Kültür Merkezi,  Uçan Üniversite, 2006 Bodrum.], [dilin gücü, DSM (Diyarbakır Sanat Merkezi), (Küratör: Ali Akay), İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı ve Sony İstanbul, 5- 21 Aralık 2003, Keçiburcu, Diyarbakır], [iyi+kötü+çirkin  III. Performans Günleri, DAGS (Disiplinler Arası Genç Sanatçılar)+Bilgi Üniversitesi, (Küratör: Nadi Güler), 2-8 Haziran 2004, İstanbul].

 


 


 














25 Şubat 2014 Salı

VİDEOİST BAŞAK KAPTAN’LA MARDİNDE BULUŞUYOR




Şunu daha büyük bir haritada görüntüle: videoist




















Videoist’i 2003 yılında Hülya Özdemir ve Ferhat Kamil Satıcı’nın oluşturduğu İstanbul merkezli bir sanat kolektifi olarak tanıdık. Kurulduğu tarihten bu güne farklı mekanlarda yurtiçi ve yurtdışından çeşitli sanatçıların katılımı ile gerçekleştirdikleri etkinliklerle karşımızdalardı. 1 Mart 2014 itibarı ile Mobil bir Sanat projesi olma niteliği taşıyan Videoist, mutlak çekim merkezi olan modern metropolden hareket ederek, çağdaş sanatın Taşınabilir sınırlarını araştırıyor.
Anadolu’nun orta doğuya bakan balkonu konumundaki Mardin’de, çağdaş  sanatın mahdumlarına bir buluşma, sergileme, sunum, gösterim, konuşma ve tartışma  alanı yaratmayı amaçlıyor.
Bu alan bir hafıza ve hatırlama mekanizmasını açığa çıkaracak nitelikte projelere ve sergilere ev sahipliği yapmayı planlıyor. Aynı zamanda video sanatı arşivini de içeren mekan araştımacıların, küratörlerin, sanatçıların ve koleksiyonerlerin ziyaretine açık olacaktır.
Videoist yeni mekanında 1-26 Mart 2014 Tarihinleri arasında  Başak Kaptan’ın “ Mükemmel Mutsuzluk “ başlıklı kişisel sergisini Mardin’de  izleyici ile buluşturuyor.
MÜKEMMEL MUTSUZLUK
Başak Kaptan’nın Polonya’da Poznan yakınlarında bir ormanda çektiği 8mm filmini doğa ve ortam sesleri ile buluşturduğu bu çalışmasında sanatçı,  çocukluğunda bir kır gezisinde başlayan, belleğinde ve imgeleminde devam eden çevre ve kendilik ilişkisine melankolik bir armağan sunma çabasındadır. Filme eşlik eden, bulunmuş, aynı ağaçlık alanda çekilmişe benzer iki fotoğrafın izinden giden sanatçı, ağaç imgesini dallar arası boşlukları saplantılı bir inatla kağıttan çıkartmaya çalıştığı bir desenle göstermeye çalışmaktadır.
Displinler arası bir yaklaşımla çeşitli malzemelerle çalışırken, son zamanlarda video ve film imgesininin mekansallığını ele alan Başak Kaptan, sadece video ya da film aracılığıyla yaratılan mekanı değil,  bellek izlerinin oluşturduğu mekanı da açığa çıkarmaktadır. Sanatçı, kollektif ve öznel belleğin kamusal ve özel alanla olan ilişkisi üzerine yapılan güncel tartışmalara referansla, geçmiş deneyimlerin ses ve görüntü olarak biriken hatıratını yeniden üretmenin olanaklarını araştırır.

Müzmin bir hatırlama ve yeniden yazmayı görev edindiği çalışmalarında, şairin ‘mükemmel mutsuzluğunu insan soyunun’ dizesiyle anlatmak istediği gibi öznel ve toplumsal anılar, “yatay ve dikey mutsuzluklar” arasında salınmaktadır.